M. Feyzi
[align=center]

Hocaefendimiz (rh.a.)'in bir hastalığı sebebiyle cildine akseden durumdu. Türkiye'den ayrılmadan önce başgöstermişti. (Yanılmıyorsam!)Ya HUU wrote:Hocamızın başının üstünde yara izi gibi bir iz var, o doğuştan mı bi kaza sonucumu?
Asım Ağabeyciğim, çok özür dileyerek düzeltmek istiyorum.asım wrote:Hocaefendimiz (rh.a.)'in bir hastalığı sebebiyle cildine akseden durumdu. Türkiye'den ayrılmadan önce başgöstermişti. (Yanılmıyorsam!)Ya HUU wrote:Hocamızın başının üstünde yara izi gibi bir iz var, o doğuştan mı bi kaza sonucumu?
[/align]Top oynadığı ve salıncaktaki fotoğraflar 1997 Almanya'da çekilmiş. Sanıyorum Kütahya'dan Rahmi Ünal Bey'in çektikleri olduğunu tahmin ediyorum.Ya HUU wrote:Avusturalyamı orası neresi? Kim çekmiş bunları?
Maraştan değil ama bu konuyla ilgili iki fotoğrafı paylaşmak istiyorum, Asım Ağabey'in yüksek müsadeleriyle:asım wrote:Nihayet hocaefendimiz (rh.a.) : bir kum yığınının üstüne çıkarak bizzat ezan okudular ve namazımızı kıldırdılar.
Asım Abi, bu söylediğinizi size yakıştıramadım. Hayırlı iş, kötü olur mu?asım wrote:Bir de böyle başlıklara da ben hemen atılıyorum. İyi mi yapıyorum, kötü mü yapıyorum; onu da tam kestiremiyorum.


Aynı kalemden çıkmış diğer bir yazı için15.01.2009
Ben acizim, kalemim aciz. Hüzün yuva kurmuş yine gönül bahçeme,
yeni bir yılın Şubat'ı gelirken. Ayrılığın ateşiyle yanan, nice zamandır
susukun gönlümden bir 'ah' çıkmış, benim kırık kalemim dile gelmiş,
dökülmüş satırlara yitik cümleler. Güneşin aydınlığını tasvire ne
hacet, Zaten o ışığa hep hasret kalmışım. Gam dile gelmiş, işte o
kadar...
Hiç hayat bulamamış, boynu bükük hayaller kalmış benim yüreğimde.
Hani yıllar önce siz buraya geldiğinizde, kaldığınız, istirahat ettiğiniz
odanın yakınlarında olmak isteyen, 'Sadece hocamızın etrafında bir
yerde olmak istiyoruz, sabaha kadar uyumayız, bir köşeye kıvrılır
otururuz.' diyen müridlerin vardı. Bir lahza da olsa tebessümünüz
onlar için kardı. İşte o zamanlar küçük bir çocukken ben, yıllar sonra
sizin yakınlarınızda bir yerlerde olmanın hayalini kurmuştum hep. En
zor zamanlarımda böyle avunurdu yaslı yüreğim. Acılar çizikler atıp
kanattığında kalbimi, yaramı saran biri vardı hani her daim
hayalimde.
Evleneceğim zaman davetiye ilk size yollanacaktı, nikahımı siz
kıyacaktınız, bebeğim olduğunda ismini siz koyacaktınız, biraz
büyüdüğünde eliniz öptürüp dua isteme yıllar önce kendim aynı
amaçla geldiğim gibi huzurunuza getirirdim. Evime geldiğinizde
seccadeniz, havlunuz zaten hazırdı. Hani hepis olacaktı.... Yarım kalan
hayaller...
Ayrılıktan, size doymak bir yana, o mis gibi havaınızı sadece
birkaç nefes içime çekebilmiş olmaktandır benim hicranım. Sizin
ikliminizde hayat bulmuş benim gönlüm, kaybetmenin acısındandır
belki de bir gece yarısı akan iki damla gözyaşım.
Özlem düşmüş nasibime. Yolunuzu gözlerken uzak diyarlardan, bir kış
günü tabutla gelen hocamı özlerim. Kavuşacağımıza dair umudu
canlı tutmak için çırpındığım hayattaki hocamı özlerim.
Gözyaşı kurumaz, akar ayrılığın bir kor gibi gönül toprağına düştüğü
o günden beri. Kendine ağlar, özlemi gurbeti mesken edinmiş
hocasına olan yüreklere ağlar, muhabbete ırak kalmış gönüllere
ağlar. Yarım kalmış hayallere ağlar.
Ben aciz, talebeniz olmaya bile layık olmayan. Siz içinde katre bile
olamayacağım derya. Benim kırık, mahzun kalemimin sizi anlatmaya
yetmez takadi. Zaten size tam anlamıyla talebe olamamış, sizi idrak
edemeyecek kadar küçük bir gönülmüş o zamanlar, bu kalemin
sahibi.
Yine de içten gelen gamlı bir 'ah' ile döker gücü yettiğince satırlara
bir cümle:
' Ruhum benenden ayrılıp ahirete göçtüğünde aniden, şeyhim, bu
acizin tutar mısınız elinden? '
FBŞ
Böyle bir şeyi bir yerden duymuştum ama aktarmak için kaynak bulamamıştım. Çok iyi oldu, Allah razı olsun.asım wrote:Hocamız cennetmekân geldiklerinde seccadeleri kaldırttılar ve kıble yönüne tekrar koydurdular